İran’la nükleer anlaşmanın mimarı Richard Nephew: ABD’nin itibarı kalmadı

0
169


İran’la yapılan nükleer anlaşmanın mimarı Richard Nephew, Gazete Habertürk’ten Nalan Koçak’a konuştu. Nephew, “Trump’ın İran’la nükleer anlaşmadan çekilmesiyle ABD’nin güvenilirliği büyük zarar gördü. Anlaşma bozan ülke olarak artık bir itibarımız kalmadı.” dedi


Yakın tarihin en büyük diplomatik başarılarından biri olarak görülüyordu ancak bir imzayla tarih oldu. 2015’te imzalanan İran’la nükleer anlaşmadan çekilen Trump yönetimi büyük bir belirsizlik yarattı. Peki şimdi ne olacak? İran’a yeni yaptırımlar Türkiye’yi nasıl etkiler? Özellikle de Hakan Atilla davası sonrası… Meseleye oldukça hâkim bir isimle, eski diplomat Richard Nephew’la konuştuk. Nephew, Obama döneminde, 2011-2013 arasında Ulusal Güvenlik Konseyi’nin İran Direktörü’ydü.

Yaptırımların geliştirilmesinden sorumluydu, onun tavsiyeleri doğrultusunda Obama 6 yeni yaptırım kararnamesi imzaladı. 2013-2015 arasında dışişleri bakanlığı yaptırımlar koordinatör yardımcısıydı. 2013-2014 yıllarındaysa İran’la nükleer müzakereleri yürüten ekibin lider yaptırım uzmanıydı. Dışişlerinden ayrıldıktan sonra Columbia Üniversitesi’nde ders vermeye başladı. Brookings Enstitüsü’nde danışmanlık yapıyor. “Yaptırım Sanatı” isimli bir kitabı var… 

– Siz, Trump’a “Nükleer anlaşmadan çekilme” diye yapılan çağrıyı imzalayanlardan birisiniz…

Nükleer anlaşmanın, alternatiflere kıyasla Amerikan çıkarlarına daha uygun olduğunu düşünüyorum. İran’ın nükleer programını yeniden başlatmasını engellemek için… Ayrıca uluslararası toplumun desteğini de almış bir anlaşmaydı. Anlaşmadan çekilmenin işleri daha kötü hale getireceğini düşünüyorum.

‘İRAN 2-3 AYA NÜKLEER SİLAH GELİŞTİREBİLİR’

– Kötü senaryonuz ne?

Birincisi, İranlılar nükleer programlarına yeniden başlayabilir. 2-3 ay gibi bir süre içerisinde kolayca silah geliştirebilirler. İkincisi, sorunu çözmek için artık fazla bir uluslararası destek bulamayacağız. Çünkü artık anlaşma bozan bir ülke olarak görülüyoruz. Bence İran’la daha kötü bir duruma doğru ilerliyoruz, artık yanımızda müttefiklerimizin desteği de yok.

‘REJİM DEĞİŞİKLİĞİ İSTEYENLER TRUMP’I KULLANIYOR’

– Trump neden anlaşmadan çekilmeyi bu kadar istedi?

Seçim vaadiydi. Ocak ayında bir ültimatom verdi. Geçen hafta da “Ben sözümü tutarım” dedi. Bunu siyasi değerlerinin parçası olarak görüyor ve doğruyu konuşan bir lider olduğunu kanıtlamak istiyor. Ayrıca bizden daha iyi bir müzakereci olduğunu düşünüyor. “Ben kendi başıma daha iyi bir anlaşma yapabilirim” diyor. Bir yandan da yönetimi içindeki bir grup tarafından kullanılıyor. Bu grup İran’da rejim değişikliği istiyor. Bence Trump’ın böyle bir niyeti yok. Hele insan hakları gibi konular umurunda değil. Bahsettiğim grup Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, BM Elçisi Nikki Haley ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’dan oluşuyor. Anlaşmadan çekilme, onlar için rejim değişikliğini sağlayacak bir adımdı.

– İran’ın Ortadoğu’da, özellikle Suriye’de artan gücünün bir etkisi yok mu?

Tabii ki var.

– Bir anlaşma imzalıyorsunuz sonra çekiliyorsunuz. Bu Washington’un güvenilirliği hakkında ne söylüyor?

Fazla bir itibarımızın kaldığını söyleyemem, büyük zarar gördü. Mesele anlaşma yapamamamız değil, o anlaşmaları siyasi sürece kurban vermemiz. Başka ülkelerde de benzer problemler var ama bizim siyasi sistemimiz daha çok kutuplu. Bu açıdan bakacak olursak, tüm bu yaşananlar anlaşmaların sürdürülebilirliği fikrine zarar veriyor. “Bu yönetim anlaşmayı yapıyor, diğer yönetim ne der?” diye düşünüyorsunuz.

‘ ABD ULUSLARARASI TOPLUMDA YALNIZLAŞIYOR’

– Bazıları ABD’nin uluslararası toplumda yalnızlaşmaya başladığını söylüyor. Öyle mi?

Kesinlikle. Bu sadece nükleer anlaşmada geçerli değil. Trump yönetiminin diğer konulardaki davranışları da buna yol açıyor. Pek çok kişi dünya liderliğini yeniden ele almamız gereken, pek çok sorunla karşı karşıya kaldığımız bir dönemden geçtiğimizi düşünüyor. Ama biz tam aksi istikamette gidiyoruz. Bence bu da ABD’nin pek çok ülkeyle ilişkilerine uzun vadede zarar verecek.

– Avrupa Birliği hâlâ anlaşmanın arkasında olduğunu söylüyor. Trump’ın bu adımı iki yakın müttefik arasında makası açtı mı?

Aradaki çatlağı tarif etmek mümkün değil. Sadece finansal, ticari bir mesele değil; temel strateji, diplomasi ve taahhüt meselesi. Bence artık Trump yönetiminin tamamen güvenilmez olduğunu düşünüyorlar ve Avrupalılar gözünde güvenilirliği yeniden kazanması çok zor. Hâlâ yönetimle iş yürütüyorlar çünkü yapmak zorundalar ama bir şeyin zorunda olmak onu her şeyiyle kabul etmek değildir. Bir kere güven gitti mi geri getirmek zor oluyor. ABDTürkiye ilişkilerinde de aynı şey yaşanıyor.

‘İRAN MESELESİNDE UÇURUMUN KENARINDAYIZ’

– İran’dan nasıl bir tepki bekliyorsunuz?

İran siyasetinde güç dengeleri aşırı muhafazakârlar lehine değişiyor. İran dış politikasında daha fazla söz sahibi olduklarını bir düşünün, Ortadoğu ve ABD için önemli sonuçları olacaktır. Bu da olmak üzere. Bence kesinlikle şu an uçurumun kenarındayız. Ruhani ve Zarif “Evet ABD’yle anlaşamadık ama AB, Japonya, Çin, Rusya gibi ülkelerle ilişkilerimiz hâlâ sürüyor” der, bu krizi yönetebilirlerse “Vay be” derim. Eğer olmazsa bahsettiğim tüm kötü senaryoları düşünebilirsiniz.

– Washington’un AB’ye baskı yaptığını biliyoruz, ne kadar direnebilir?

Açıkçası son birkaç haftada Avrupalıların yaptığı açıklamalar beni hayli şaşırttı. ABD’ye agresif cevaplar verdiler. Ama açıkçası bu sözlerin gerçekleşeceğinden o kadar emin değilim. ABD gibi bir müttefike misilleme yapmanız için 28 üye ülkenin onayını almanız gerekli mesela.

– Yaptırımlar nasıl bir takvimle devreye girecek?

Yaptırımların birinci kısmı ilk 90 günde devreye giriyor, Ağustos’un 6’sında sona eriyor. İçinde Amerikan Doları’yla ticaret, altın ve değerli metallerle ticaret, otomotiv sektörüne kısıtlamalar var. Diğer kısımsa 180. güne kadar varan süreç, Kasım’ın 4’ünde sona eriyor. Gemicilik, sigorta ve diğer sektörlerde yaptırımlar devreye giriyor. Bir grup yaptırım daha var, aslında bunlar şimdiden devreye girdiler fakat sonuçlarını Kasım’ın 4’ünden önce göremeyeceğiz. Bunlar petrolle ilgili olanlar, dünyaya gidip “İran petrolünü almayı büyük oranda kısıtlamalısınız” diyoruz. Şu anda dışişleri bunun hangi oranda olması gerektiğini hesaplıyor. Kasım 4’te dışişleri, Mayıs’ın 4’ünde ne kadar varil alınıyordu ve bundan sonra ne kadar alınması gerektiğini açıklayacak. Fakat şimdiden İran petrolünün alımında düşüş var.

 

‘TÜRK EKONOMİSİNİ FAZLA ETKİLEMEZ’

– Türkiye İran’dan büyük miktarda gaz ve petrol ithal ediyor. Türkiye ekonomisi yeni yaptırımlardan nasıl etkilenir?

ABD daha önce gaz ithalatına kısıtlama getirmedi. Bu değişebilir ama şimdilik sanmıyorum. Çünkü gaz pazarını tanzim etmek çok zor. Petrole gelince, ABD Türkiye’den, İran’dan aldığı petrole kısıtlama getirmesini isteyecek. Fakat burada ekonomiyi çok etkileyecek bir durum yok çünkü başka pek çok petrol tedarik eden ülke var. Sadece bir süreliğine küresel piyasada petrol fiyatları çıkabilir. ABD şimdiye kadar Türk ekonomisine darbe vuracak adımlardan çekindi.

‘YAPTIRIM UYGULUYORUZ ÇÜNKÜ BUNU YAPABİLİYORUZ’

– Bazı ülkeler “ABD’nin yaptırımları bizi bağlamaz” diyor. ABD, yaptırımları uygulamayan ülkeleri neye dayanarak uygulamaya zorluyor?

Açıkçası zorluyoruz çünkü başka ülkeleri zorlayabiliyoruz! Eğer finansal sisteminiz dünyanın merkezindeyse ve diğer ülkelerin davranışlarını etkileyebiliyorsanız bu size yaptırım uygulama kabiliyetini veriyor. Fakat dünya ekonomisi her geçen gün daha çok kutuplu hale geliyor. Yaptırım kabiliyetimiz eninde sonunda nihayete erecek. Öyle bir noktaya geleceğiz ki artık ülkelere ne yapması gerektiğini söyleyemeyeceğiz. Eğer yaptırımlar konusunda düşüncesiz adımlar atmaya devam edersek, o noktaya kendimizi daha hızlı taşırız. Şu anda ABD bunu yapıyor.

– Çin, Türkiye gibi ülkeler İran’la ticarete devam edeceklerini açıkladı. Yaptırımları, krizden çok fırsat olarak görenler var. Sizce öyle mi?

Çin, Türkiye, Hindistan ve belki AB, Amerikan yaptırımlarına direniş gösterecek. İyi bir fikir olup olmadığını söylemek bana düşmez. İyi bir Amerikan vatandaşıyım, başka ülkeleri Amerikan yasalarını delmeye teşvik edemem. Bir de üstüne kariyerimin uzunca bir kısmını yaptırım işine harcadım (gülüyor). Ama bahsettiğiniz ülkelerin çoğu şirketi yaptırımlara uyacaktır. Türkiye vakasında mesela, 2011-2013 yılları arasında Erdoğan yönetimi İran’la ticarete devam konusunda çok açıktı. Fakat Türk şirketlerinin çoğu İran’la ticaretten kaçındı. Çünkü ABD’yle ticari ilişkilerini sürdürmek istediler.

Nephew’la New, York’taki ofisinden Skype aracılığıyla görüştük

 

– Yeni yaptırımlar ve anlaşmadan çekilme, Hakan Atilla davası sonrası süreci sertleştirir mi?

Olabilir. Trump’ın “İran’ın yaptırımları delmesine yardım edenlere de yaptırım” sözleri aslında doğrudan Türkiye’yi hedef alan sözler değil, bence daha genel konuşuyordu. Ama bu tabii ki Türkiye yaptırımları delerse, yaptırımla karşılaşmaz anlamına da gelmez. Davaya gelecek olursam, günün sonunda Atilla davasında bir karar verildi, bir süre hapiste yatacak. Asıl mesele hazine bakanlığının Türk bankaları ve finansal düzeniyle ilgili atacağı adımlar. Bence bu meselede koşullar son 6 ayda değişti. Daha önce Trump’ın Türkiye’ye karşı sert bir adım atacağını düşünmüyordum çünkü Erdoğan’la iyi bir ilişki yürütüyordu. Ama son 6 ayda o ilişki kötüye gitti. Şimdi de nükleer anlaşma meselesi ortaya çıktı. Uzun lafın kısası, Amerikan hükümetinin sert bir tutum sergilemesi mümkün, ama hâlâ Amerikalı yetkililerin para cezası kesmek yerine, Ankara’yla işbirliğine gitmek için bir anlaşma yapacağını düşünüyorum. Hazine bakanlığının mantığı böyle işliyor, gelecekteki sorunları çözebilmek için cezalandırmak yerine hep işbirliği yoluna giderler. Yeniden altını çiziyorum; bence durum hâlâ böyle ama yönetimin fikri bir yandan da değişme sürecine girdi.

 

 

Yorum Yap