’Büyük Felaket’in yıldönümünde ABD elçiliğini açtı

0
377


ABD’nin büyükelçilik binasını Kudüs’e taşıma kararıyla birlikte yeniden gündemin ilk sırasına oturan Filistin meselesinin tarihi ve tüm yönleri, Gazete Habertürk’ten Mehmet Akif Ersoy’un ‘Kanayan Yara Filistin’ yazı dizisinde…


İsrail’in Filistin topraklarında gerçekleştirdiği en büyük katliamlardan biri, 2014 yılının temmuz ve ağustos aylarında yaşandı. Bu katliamda 521’i çocuk, 283’ü kadın olmak üzere 2 bin 205 kişi hayatını kaybederken, 11 binden fazla Filistinli de yaralandı. Dünya, bu katliama rağmen İsrail’i durduramadı

“Bulut Sütunu” operasyonundan kısa süre sonra, İsrail 2014 yılında Gazze’ye yönelik daha geniş çaplı ve daha kanlı bir savaşa girişti. 8 Temmuz 2014’te başlayan yoğun bombardımanın gerekçesi ise İsrail’e göre, daha önce Batı Şeria yakınlarında kaybolan 3 kişinin cesetlerinin bulunmasıydı. İsrail için bunun sorumlusu HAMAS’tı. Gazze 51 gün süren operasyon sırasında sadece havadan değil, karadan da vuruldu.

Gazze’ye giren İsrail askerlerinin katliamlarını hiçbir şey durduramıyordu. Sahilde top oynayan çocukları öldüren İsrail, hiç çekinmeden BM’ye bağlı okulları dahi vurdu. BM verilerine göre 2 bin 205 Filistinli bu savaşta yaşamını yitirdi. Ölenlerin 400’den fazlası çocuktu.

Filistin yönetimi, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne resmen üye olmasının ardından, Haziran 2015’te İsrail’i şikâyet etti. Şikâyet dosyası, hem Gazze’ye yönelik savaş hem de İsrail’in aralıksız devam eden yerleşim politikasıyla ilgiliydi. Daha önce de İsrail aleyhine birçok karara imza atan BM, konuyla ilgili rapor yayınlamak ve karar almaktan başka herhangi bir yaptırıma gidemedi.

HAMAS ‘DEĞİŞİYOR’

“Arap Baharı” sürecinin bölgeye olumsuz etkileri, Filistin davasının gidişatı gibi gelişmeler, İslami Direniş Hareketi’nin (HAMAS) bir dizi köklü değişime gitmesini beraberinde getirdi. Hareket önce, yeni bir siyaset belgesi yayınladı. Ardından HAMAS’ın siyasi büro şefi Halit Meşal görevini (Gazze’de başbakanlık yapan) İsmail Haniye’ye devretti.

Yeni siyaset belgesinde 1967 sınırlarında kurulacak bir Filistin Devleti’ni kabul edeceklerini açıklayan HAMAS, tüzüğünde Müslüman Kardeşler Teşkilatı ile ilişkili maddeyi de kaldırdı. HAMAS artık “resmi açıdan” İhvan’ın Filistin kolu değildi. HAMAS ayrıca, verdikleri savaşın Yahudilerle değil, Siyonizm ile bir savaş olduğunu vurguluyordu.

Hareket bu süreçte bölgesel denklemler içinde de kendini yeniden konumlandırmaya başladı. Bunda, Mısır’da yaşanan askeri darbe, Suriye iç savaşının geldiği nokta ve Suudi Arabistan, BAE ile Mısır’ın başını çektiği bazı Arap ülkelerinin Katar’a yönelik ambargosu önemli etkenlerdi.

HAMAS VE FETİH HAREKETİ UZLAŞIYOR

Filistin iç barışının sağlanması için hem Filistinli grupların hem de bölgesel aktörlerin çabaları sonucu Ekim 2017’de, HAMAS ve Fetih Hareketi’nin uzlaşmaya vardığı açıklandı. Filistin davasının iki önemli aktörü HAMAS ve Fetih’in anlaşması, Filistinliler için bir umut oldu. Uzlaşının sağlanmasının ardından HAMAS, Gazze’deki yetkilerini resmi hükümete devretti.

Uzlaşı çabalarında önemli bir husus teşkil eden HAMAS’ın askeri kanadı İzzettin Kassam Tugayları’nın lağvedilmesi konusunda ise hiçbir zaman geri adım atılmadı.

TRUMP’IN KUDÜS KARARI

Seçim kampanyası döneminde, Ortadoğu’da süregelen karışıklık ve gerginlikleri tırmandıracak vaatler sıralayan ABD Başkanı Donald Trump, Kudüs’ü de İsrail’in başkenti olarak tanıyacağını söylüyordu. Aslında ABD Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşınması kararı 1995 yılında alınmıştı. Bill Clinton’un başkanlığı döneminde ABD Kongresi tarafından alınan kararla, Tel Aviv’deki ABD Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşınması öngörülüyordu. Ancak bu karar her 6 ayda bir çıkan bir kararname ile 22 yıldır erteleniyordu.

Uzmanlara göre Trump’ın bu yaklaşımı ABD’deki Siyonist lobinin etkinliğini net bir şekilde ortaya koyuyordu. Buna en iyi örnek, başkanın akıl danıştığı önemli isimlerden olan Yahudi damadı Jared Kushner’di. Trump 2017’nin aralık ayında, Kudüs’ü İsrail’in resmi başkenti olarak tanıdıklarını açıklayarak, Tel Aviv’de bulunan ABD Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşıyacaklarınıduyurdu. Karar sadece İslam dünyasında değil, uluslararası toplumda sert tepkiyle karşılandı.

DOĞU KUDÜS, FİLİSTİN’İN BAŞKENTİ OLARAK TANINDI

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, ABD’nin adımı sonrasında, “Tek taraflı adımlar çözüme yardımcı olmaz” dedi. Filistin Yönetimi Lideri Mahmud Abbas ise Trump’ın açıklamalarına tepki göstererek Kudüs’ü “Filistinlilerin ebedi başkenti” olarak tanımladı. İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), Dönem Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla olağanüstü toplandı ve Doğu Kudüs’ü Filistin’in başkenti olarak tanıdı. Erdoğan, Davos sonrası bir kez daha Filistin davasında sesini en gür şekilde çıkaran lider olmuştu. İİT’de alınan karar sonrası Türkiye süreci BM’de de takip edecekti.

TRUMP’A ARAP DESTEĞİ

Bu süreçte bazı Körfez Arap ülkelerinin İsrail ile normalleşmeyi savunmaları sık sık gündeme geliyordu. Göreve geldikten sonra ilk yurtdışı gezisini Suudi Arabistan’a yapan Trump’ın özellikle Kral Selman bin Abdülaziz el-Suud ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile yerküreye dokunurken verdiği poz, aslında Ortadoğu’nun geleceğine dair çok şey anlatıyordu. Hamas’ın önemli müttefiki Katar ise Arap komşularının ambargosu ile boğuşmaya devam ediyordu.

Ocak 2018’e gelindiğinde İsrail Parlamentosu Knesset, Birleşik Kudüs Yasası’nı kabul etti. Tartışmalı olan bu karar, İsrail’in Doğu Kudüs’ten çıkmayacağının resmi bir kanıtı niteliğindeydi. Gelinen noktada Suudi Arabistan, Mısır, Bahreyn, BAE gibi önemli Arap devletlerinin ABD ile olan ilişkilerinin Filistin davasından daha önemli olduğu aşikâr. Söz konusu ülkelerin bölgesel açıdan önceliği İran. Bu ülkeler şimdilik İran’a karşı ABD ve İsrail’e bel bağlamış gibi görünüyor. Bu arada Trump, ABD’nin Kudüs’teki büyükelçiliğinin açılışından kısa bir süre önce İran ile nükleer anlaşmadan çekiliyor ve İran’a yönelik ambargoların geri geleceğini açıklıyordu.

BÖLÜNMÜŞLÜK İÇİNDE NE YAPILABİLİR?

Daha önce güçlü ordulara sahip olan Irak ve Suriye’nin ise durumu ortada. Libya tam bir kaosa teslim oldu, Yemen’de de manzara farklı değil. Arap ülkeleri birlik içerisinde omuz omuza İsrail’e karşı mücadele ettikleri 1948- 1967-1973 savaşlarını dahi kaybetmişken, ekonomik, siyasi ve askeri olarak bu kadar ayrıştıkları bir dönemde Kudüs için “Ne yapılabilir?” sorusu boşlukta kalıyor.

KUDÜS TASARISINA ABD’DEN VETO GELDİ

ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak kabul etmesinin ardından BM nezdinde şu ana kadar en önemli girişim, BMGK’daki Kudüs tasarısı oylaması oldu. Türkiye’nin öncülüğünde hazırlanan ve BMGK geçici üyesi Mısır tarafından gündeme getirilen Kudüs tasarısı, konseyin toplam 15 üyesinin 14’ünün lehte oy kullanmasına karşın ABD tarafından veto edildi. Uluslararası hukukun tesis edilebileceği(!) en üst organda tek bir daimi üyenin vetosu, geri kalan tüm ülkelerin kararını anlamsızlaştırıyordu. ABD tüm BM kararlarını ihlal etse de onu durduracak başka bir merci yoktu. Sanığın hâkim kürsüsünde oturduğu bir sistemden “adalet” beklemek ise pek safça bir yaklaşım olurdu.

BM’DE KABUL EDİLDİ

ABD Başkanı Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak kabul ettiğini açıklamasının ardından, 21 Aralık 2017 tarihinde 10/22 sayılı karar BM Genel Kurulu’nda da kabul edildi. Kararda, Kudüs’ün statüsünü, karakterini veya demografik yapısını değiştirme niyetindeki kararların yasal bir etkisi olmadığı belirtiliyor ve nihai statüsüne BM kararları çerçevesinde yürütülecek müzakereler sonucunda karar verilmesi gerektiği vurgulanıyor. Ayrıca BM’ye üye tüm devletlere “Kudüs’te diplomatik misyon kurmaktan kaçınma” çağrısı yapılıyordu.

ABD BÜYÜKELÇİLİĞİ VE BM’NİN BİTİŞİ

ABD Başkanı Trump, Kudüs’teki büyükelçilik binasının açılışına Yahudi damadı Kushner ve kızı Ivanka’yı göndererek İsrail’e büyük bir jest yaptı. Ancak büyükelçiliği Kudüs’e taşıma kararından sonraki en büyük jesti, bu açılışın Nekba’nın (Büyük Felaket) yıldönümüne denk getirilmesiydi. Yaşananlar karşısında tepkilerini göstermek isteyen Filistinliler ise bunun bedelini çok ağır şekilde ödedi. İsrail, Filistinlilerin tepkilerine yine katliamlarla karşılık verdi ve 60’ın üzerinde Filistinli hayatını kaybetti. Uluslararası toplumun BM nezdindeki temsilcileri ise bu durum karşısında her zaman olduğu gibi sadece üzüldü. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise yalnızca İsrail’i değil, bugüne kadar İsrail’e karşı somut adım atmayan BM’nin tutumunu da eleştirerek, durumu “BM bitmiştir, çökmüştür” sözleriyle tanımladı.

Yorum Yap