Felaket Kurbanlarını Kimliklendirme Birimi: Jet kazasında Türk ekip yoktu

0
54


Türkiye’de ve yurt dışında yaşanan birçok felakette, 3’ten fazla ölüm varsa, olay mahalline ilk giden ekip Felaket Kurbanlarını Kimliklendirme Birimi oluyor. Onlar kimsenin bulunmak istemeyeceği alanlara girip delil topluyor, parçalanmış cesetleri birleştirerek yakınlarına teslim ediyorlar. Türkiye’deki ekiple buluştuk, bu iş nasıl yapılır; nasıl dayanılır konuştuk…


“Sahilde, sokak aralarında, her yerde kopuk bacak ve kollar vardı. Her gün ofise gitmek yerine, Tayland’da bu vücut parçaları arasında diş ve çene kemiği toplayıp incelemeye gidiyordum. Bu tam 1 yıl sürdü, binlerce kişi öldü ancak hâlâ 400 vücut parçasının kime ait olduğunu bulamadık…” Netflix’in basmakalıp suç dizilerinden birinde geçen sözler değil bunlar. Hepsi gerçek. Felaket Kurbanlarını Kimliklendirme Birimi’nden Avustralyalı Adli Diş Hekimi Dr. Richard Bassed, 2004’te Phuket’teki tsunami felaketini hâlâ atlatamamış. Sürekli Haiti’deki depremden sonra binlerce cesedi kimliklendirmenin 40 yılı bulacağını, dünyada yeterli kimliklendirici uzman olmadığını söylüyor. HT Pazar’dan Ece Ulusum’un haberi…

İran’da yaşanan, 11 genç kadının öldüğü jet kazası sonrasında da sıkıntının bu olduğu düşünülüyor. İranlı kimliklendirici ekip, kaptan pilot Beril Gebeş’in bedeninin bulunduğunu açıklayıp ardından hata yaptıklarını fark etmişti… Felaket Kurbanlarını Kimliklendirme Birimi gerçekten böylesi hataların yapılabileceği bir alan mı? İşin aslını ve detaylarını öğrenmek üzere Ankara Kriminal Daire Başkanlığı’na gittik. Kriminal Daire Başkanlığı Olay Yeri İnceleme Şube Müdürü Fikret Yangözler ve ekibinden 2 polis memuru, Felaket Kurbanlarını Kurtarma Birimi’ni anlattı.

En baştan başlarsak, Felaket Kurbanlarını Kimliklendirme Birimi ne iş yapar?
Öncelikle bizim için felaketi tanımlamak gerek. Büyük zarara yol açan, yerel olanakların müdahale için kısıtlı kaldığı ve üçten fazla kişinin hayatını kaybettiği olaylar. Disaster Victim Identification (DVI) yani Felaket Kurbanlarını Kimliklendirme Birimi bu tür olaylarda yer alan kurbanların kimliklerinin tespit edilmesi, beden parçalarının bulunması üzerine çalışır. Bu çok önemli zira felaketlerden sonra kurbanların kimlik tespitinin yapılması bir hak olduğu gibi; yasal, dini, kültürel boyutları da vardır.

Son söylediğinizi biraz daha açabilir misiniz?
Felaket mağdurlarının kimliklendirilmesi birinci derece akrabalar, yakın çevresi için önemli olduğu kadar ülkenin uluslararası alanda kendi insanına verdiği değeri gösterir. Kurbanın sahip olduğu dini ve kültürel yapıya göre cenaze töreninin yapılabilmesi için kimliğinin tespit edilerek yakınlarına teslim edilmesi gerekir. Bir de hukuki açıdan nüfus kayıtlarına ölüm kaydının yazılması ve borç, alacak, veraset, vergi gibi işlemlerin ölümden dolayı yeniden yapılandırılmasını kapsar.

Bu birimde çalışabilmek için ne tür bir eğitim almak gerekiyor?
Bu birimde çalışabilmek için öncelikle Olay Yeri İnceleme Temel Eğitim Kursu’nu başarıyla bitirmek ve düzenlenen seminerlere katılmak gerekiyor. Felaket Kurbanlarının Kimliklendilmesi konusunda çalışan arkadaşlar gönüllülük esasına göre görev yapıyor. Bilindiği gibi felaketlerde üzüntü verici tablolarla karşılaşılabiliyor. Bu tip görevlerde personelin hem psikolojik hem de fiziksel olarak karşılaşabileceği olaylara karşı dirençli olması çok önemli.

Kaç kişilik ekibiniz var?
Emniyet Genel Müdürlüğü, Kriminal Daire Başkanlığı, Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü olarak 2 ekip halinde 12 kişilik ekibimiz bulunuyor. Ülkemiz genelindeyse felaket kurbanlarının kimliklendilmesi konusunda düzenlenmiş olan kurs ve seminerlere katılmış 502 personelimiz bulunuyor.

Biriminizle birlikte görev alan başka birimler de oluyor mu?
Başka birimler de var; AFAD, savcılıklar, Adli Tıp Kurumu, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve duruma göre diş hekimleri, radyoloji uzmanları gibi… Personelimiz gerek aldıkları eğitimlerle, gerekse geçmişte yaşanan çeşitli olaylardaki tecrübeleriyle bu alanda uzman. Ayrıca olay yeri inceleme birimlerimizdeki parmak izi laboratuvarı ve APFIS parmak izi karşılaştırma sistemiyle kriminal polis laboratuvarı müdürlükleri, DNA analizleri için biyoloji laboratuvarları, kemik ile iskeletleri tanımlayan antropoloji laboratuvarı da var. Doğal afetlerde AFAD koordinesinde, adli olaylarda savcılıkların oluşturduğu ekipte yer alıyoruz.

‘KURBAN YAKINLARIYLA DA KARŞILAŞIYORUZ’ 
Kimliklendirme sürecinde hangi yöntemlere başvuruyorsunuz?
Bilimsel olarak kabul edilebilir, güvenilir, belirli koşul altında uygulanabilir yöntemlere: Parmak izi, diş kayıtları, DNA gibi. Felaket alanında kalan vücut parçaları ayrı ayrı numaralandırılarak fotoğraflanır. Daha sonra Adli Tıp Kurumu’na gönderilir. Bir de ikincil yöntemler var ancak yanıltıcı olabilir. Cesetlerin sınıflandırılmasında kullanılır. Kimliklendirme sürecinin hızlandırılmasında faydalı. Bunlar, tıbbi bulgular olarak cerrahi müdahaleler sonucu oluşan izler, kalp pilleri ve protez cihazlar üzerinde yer alan seri numaraları, ten lekeleri ve çeşitli yaralar, dövmeler, kıyafetler, takılar gibi kişisel eşyalardır. Hepsi özveriyle incelenir. Kurbanın yakınlarına tamamen kimlik tespiti yapıldıktan sonra teslim edilir.

Ne kadar sürüyor?
Aldığınız numune sayısına bağlı.

Kurbanların yakınlarıyla da karşılaşıyorsunuz değil mi?
Felaket bölgesinde yaralı yakınlarıyla da karşılaşıyoruz. Ancak bu gibi durumlarda bir doktor gibi davranıyor, işe oldukça profesyonel bakıyoruz.  Biz sadece işimize odaklanıyoruz.

Bu işin yazılı kuralları var mı?
Felaket kurbanlarının kimliklendirilmesiyle ilgili olarak Interpol üyesi ülkelerin belirlemiş olduğu birtakım standartlar var. Meydana gelen olayın yurtdışında olması ya da birçok ulustan kişinin olaydan etkilenmesi neticesinde uygulanan standartlar var. Ancak bu da yaşanan olaya göre çeşitlilik gösterebiliyor ve burada saymam çok güç.

Böyle bir iş yaparken psikolojinizi nasıl koruyorsunuz?
Personelimiz gönüllülük esasına göre görev yapıyor, yani görev bilinciyle… Personel eğitimleri sırasında karşısına gelebilecek olaylarla ilgili hem uygulamalı hem de psikolojik olarak hazırlanıyorlar.

‘JET KAZASINDA TÜRK EKİP YOKTU’ 
İran’da düşen jette kaptan pilotun bedeni bulunduğu söylendi ancak sonra anlaşıldı ki diğer kurbanlara ait beden parçalarıymış. Bu tür hatalar neden yapılıyor?
Tam emin olmadan teslimler olabilir mi gerçekten? Bizler kesinlikle bilimsel olarak kabul edilebilir, güvenilir yöntemleri kullanıyoruz. Bunun yanında birçok kişisel veriyi kullanıyoruz. Kurbanın bedeni kimliğinden tam emin olunmadan Adli Tıp Kurumu’ndan teslim edilmiyor. O jet çalışmalarında Türk ekip yoktu, İran’daki ekibin donanımı hakkında elimizde bir veri yok. Ne olduğunu kesin söylemek gerçekten güç. Örneğin poşetleme sisteminde vücut parçaları aynı poşete konamaz, dikkatlice ayırmak ve fotoğraflamak gerekir. Parçalar mutlaka çok iyi temizlenmiş bir laboratuvarda incelenmeli, bir başka kalıntının olması araştıranları yanlış yönlendirir. Ancak gerçekten dikkat edilmesi gereken bir iş, zira kurban yakınlarının yaşadığı travmanın üzerine bir daha travma yaşanmasına neden olur. Herkes üzülür.

Bulunamamasında ne etkili olmuş olabilir?
Arazi ve iklim şartları da göz önünde bulundurulmalı. Ne kadar alana yayıldığı da… Mesela Afganistan’daki uçak kazaları çalışmalarında yer alan memurları arazi çok zorlamış. Yamaç bir yer olduğundan araç girememiş, delillerin hepsini toplayıp at ve eşeklerin üstünde merkeze götürmüşlerdi. O nedenle arazi önemli…

Bir vaka okudum. Kurbanın kafatası suda kaynatılıyor, bedeni de bulunamıyor. Kaynatıldığından DNA kalıntıları kayboluyor ve kimliklendiremiyorlar. Kafatasının kalıbından modellemeyle bir yüz yapıp medyaya ilan veriyorlar. Siz bu yönteme başvurdunuz mu?
Bizim ülkemizde bu denli zor vakalar yaşanmıyor. Çok bilgi vermek istemeyiz, bu kriminal suça eğilimli kişileri bilgilendirmek de olur, temkinli olmalıyız. Ancak olayı yorumlamak gerekirse suda kemiklerin kaynatılması durumunda yüzeydeki DNA hücreleri zarar görür. Ancak burada kaynatmanın derecesi ve süresi önemli. Süresi uzunsa DNA’ya ulaşmak zorlaşabilir. Fakat kemikte gömülü hücrelerde DNA araştırması yapılabilir. Buna rağ- men DNA’ya ulaşılamaması durumunda sanal yüz yöntemiyle kimlik tespiti çalışmasına geçiliyor. Bu tür çalışmaları Kriminal Laboratuvar Antropoloji Bölümü’ndeki uzmanlar gerçekleştiriyor.

‘İŞİNİ DOĞRU YAPIP EVİNE DÖNMEK GİBİSİ YOK’ 
DVI ekibi kalabalık ancak her biri çok yoğun çalışıyor. Sohbetimize ekibi temsilen Polis Memuru Halil Emil ve Komser Yardımcısı Ebru Melek katılabiliyor. Ancak ikisi de sık sık “Keşke ekibimizin hepsi olsaydı” deyip durdu. Israrlarıma dayanamayıp birkaç sorumu iş molalarında yanıtladılar.

Bu işi yapıp eve döndüğünüzde nasıl hissediyorsunuz? Her şeyi nasıl geride bırakıyorsunuz? Bir ete rahatça bakabiliyor musunuz?
Ebru Melek: Elbette. Bir olay yaşandığında hepimiz üzülüyoruz ancak bir noktada işiniz olduğundan hissizleştiklerini söyleyen kişiler var. Bizler biraz da doktor gibiyiz, onca ameliyattan sonra nasıl hayatlarına devam ediyorlarsa biz de öyle yapıyoruz. Bunu bir iş olarak görmediğiniz zaman hayat zorlaşır. İşini doğru yapıp evine, ailene dönmek gibisi yoktur.
Halil Emil: İşimizde empati elbette var her şeyden önce kimi zaman kendinizi kurbanın yakınlarının yerine koyuyorsunuz. Canla başla işinizi yapıp hem kurban yakınlarının hem de kendi içinizin rahatlamasını sağlıyorsunuz. Böylece yakınlarının acısını bir nebze de olsa azaltmış oluyoruz.

Neden bu mesleği seçtiniz?
H.E.: Bu meslek çok farklı ve güzel. Çünkü bir olayın peşinden gidiyor, bilinmezlik içinde gerçekleri ortaya çıkarıyorsunuz. Ekipçe yaşananları karanlıktan aydınlığa taşıyoruz, çözülmesine katkı sağlıyoruz.
E.M.: Bir sorunun cevabını öğrenmek gibisi yok.

Amacınız yalnızca kimliklendirmek mi yoksa bedenin tamamını birleştirmeye çalışmak mı?
H.E.: İkisi de. Empati işte burada devreye giriyor, bedenin tamamını bir araya getirmek için çalışıyoruz. Bizim ya da bir yakınımızın da başına gelebilirdi ki 15 Temmuz darbe girişiminde Özel Harekat Daire Başkanlığı’nda şehit olan meslektaşlarımızı kimliklendirmek üzerine çalıştık.
E.M.: Aile değerleri de söz konusu. Bir cenaze töreni yapılacak, bir tabut taşınacak… 15 Temmuz’daki olayda vücut parçaları büyük bir alana yayılmıştı. Ancak özveriyle çalışıldı.
H.E.: Açıkçası en vahim olanlar özellikle patlamaya en yakın olanların vücut parçalarının bulunamaması. Benim bir arkadaşım bomba imha ederken şehit oldu, ne yazık ki vücut parça bütünlüğü sağlanamadı. Bedeni 200 metrekare alana yayılmıştı, düşünün demir bile kül olmuştu…

Ailelere siz mi teslim ediyorsunuz?
E.M.: Yok, bizim izole bir çalışma ortamımız var. Soruşturmacı birime teslim ettiğimizde işimiz bitiyor. Biz arka planda kalıp işimizi en iyi şekilde yapmaya çalışıyoruz.

DVI çalışmalarının yapıldığı durumlar: Doğal felaketler, büyük patlamalar, hava, deniz ve kara taşıt kazaları, terör olayları, toplu insan öldürme eylemleri…

FELAKET KİMLİKLENDİRME BİRİMİ’NİN YER ALDIĞI OLAYLAR 
* 2005 Afganistan HeratKâbil seferini yapan yolcu uçağı kazası. 104 kişi hayatını kaybetti. Kimliklendirme çalışmalarında 4 Türk vatandaşının kimliklerini tespit ettiler.

* 2010 Afganistan Kâbil-Kunduz seferini yapan Pamir Havayolları’na ait yolcu uçağı kazası. Hayatını kaybeden 44 kişiden 3 Türk vatandaşının kimlikleri belirlendi ve cenazeler ailelerine teslim edildi. 

* 2011’de Van’da meydana gelen depremde yaklaşık 1 hafta yapılan çalışmada kimliği belli 448 kişiye ait cesetlerin fotoğrafları çekildi, 2 kimliği belirsiz cesedin DNA, parmak izi ve fotoğrafları alındı.

* 2012’de Afyonkarahisar’daki 25 askerin şehit olduğu patlama olayında, 146 biyolojik bulgu toplanarak ilgili makamlara teslim edildi.

*2014 tarihinde Manisa’nın Soma İlçesi’nde yaşanan maden ocağı iş kazasında ölen kişilerin kimliklerinin tespit çalışmaları sonucunda 301 cesedin kimlikleri tespit edilerek ailelerine teslim edildi.

* 2015’te Ankara Garı önünde gerçekleşen terör saldırısı.

*2016’da Ankara Kızılay Meydanı’nda gerçekleşen terör saldırısı olayı.

*15 Temmuz darbe girişiminde, Özel Harekât Daire Başkanlığı’na havadan yapılan bombalı terör saldırısında şehit olan meslektaşlarının kimliklendirme çalışmalarında yer aldılar.

Yorum Yap