Deniz ve Güneş filmi izleyicisiyle buluştu

0
240


Şafak Pekdemir, dün vizyona giren ‘Deniz ve Güneş’ filminde Güneş karakteriyle karşımızda. İletişimsizlik döneminde işitme engeline rağmen büyük aşk nasıl yaşanır, izleyip göreceğiz


Deniz ve Güneş filmi fragmanında Şems-i Tebrizi’nin “Sessizlik en güzel sestir duyabilen için” sözlerini hatırlatıyor. Dün vizyona giren film, iletişimsizlik içinde ilginç bir aşk öyküsünü barındırıyor. Burgazada’da dalış yaparken tanışan Deniz (Burak Serdar Şanal) ve Güneş (Şafak Pekdemir), birbirlerinin işitme engelli olduğunu düşünüyor. İletişim kurabilmek için işaret dili öğrenen Deniz ile Güneş arasında büyük bir aşk doğuyor. Konuşmadan, hissederek de iletişim kurulabileceğini anlatan filmin başrol oyuncusu Şafak Pekdemir ile buluştuk. Hem filmi hem hayatını konuştuk. HT Cumartesi’nden Ekin Türkantos’un haberi…

Deniz ve Güneş’, yaza girerken umut olacak ilginç bir aşk hikâyesi….

Filmimizi geçen yaz çektik. Sahil kesiminde geçen çok romantik, çok sıcak bir aşk hikâyesi. Kızımız ve oğlumuz var, arada çok sempatik hisler var. Filmin sonuna doğru bizi o aşk hikâyesinden daha başka bir yere kanalize eden, mistik, daha ilgi çekici, alışılagelmiş aşk filmlerinin dışına çıkacağını düşündüğümüz bir hikâye oldu.

İşitme engelli bir karakter var, bunun için ders aldın mı?

Set süresince hocalarımız yanımızdaydı. Hazırlık aşamasında da bazı günler buluşup sahnelerin üzerine konuştuk. Vücut diliyle, bakışla doğru ifadeyi almak önemliydi.

Film izleyicide nasıl bir etki yaratacak?

Çağımızın en büyük sorunu iletişim. Ondan ziyade dinlememe. Hep bir şeye acelemiz var. Kimse kimsenin sorunuyla ilgilenmek istemiyor. Bu filmde biraz “Konuşmuyorsunuz, iletişim kurmuyorsunuz sonra da neden benim insan ilişkilerim olmuyor diyorsunuz. Bakın böyle bir iletişim şekli de var. Konuşmadan, hissederek, düşünerek” diyen kliği açabilir diye düşünüyorum. Umarım izleyene geçer.

Sinema filminde hangi rollerin seni besleyeceğini düşünüyorsun?

Bu benim üçüncü sinema filmim. Okuduğumda gözümde bir şeyler canlanabiliyorsa oynayabileceğim bir şey gibi geliyor. İnsan dizide daha fazla şeyi sorgulayabiliyor. Ama sinema, oyuncunun gözünü karartarak içine girebildiği bir şey gibi geliyor bana. Giyimi, kuşamı, hareketleriyle birbirine benzese de filmin içindeki davranış şekilleri, büyüme biçimleriyle oynadığım rollerin hepsi birbirinden farklı karakterlerdi.

Oyuncu olmaya ne zaman, nasıl karar verdin?

Lisede hobi amaçlı, 1 yıl şan dersi aldım. Sonra İstanbul Üniversitesi’nin müzikal sınavlarına girdim. Şu an Türkiye’de müzikalleri YÖK kabul etmiyor, 3 yıllık sertifika programı olarak geçiyor. O dönem akademik kariyer yapma hayalim vardı. “Üniversite mezunu olmalıyım” deyip oyunculuk yoluna girdim. İyi ki de öyle yapmışım. Çünkü müzikale yönelmem de oyunculuğu ararken yaptığım bir şeymiş.

Filmde de Doğan Canku’nun ‘Gecelerim’ parçasını seslendiriyorsun. Peki oyunculukla müziği bir araya getirebileceğin bir müzikal hayalin var mı?

Müzikal yapmak okuldan dolayı her tiyatro öğrencisinin hayalidir. Müziğin içinde oyunculuk gibi kendimi ifade edebileceğim bir alan bulursam yapmak isterim.

Oyunculuk yapmak sana neler öğretti?

Önceleri olmadığım, olamadığım, hissetmediğim bir sürü şeyi hissetmek gibiydi. Dışarıdan hep özgüvenli bir tip olarak görülürdüm ama içsel yolumda da bana büyük özgüven kattığına inanıyorum. İnsan ilişkilerimi düzeltti, kendimi tanımama yardım etti. Etraftan ziyade bana katkısı oldu.

Kendini iyileştiriyorsun oynarken…

Evet, o an çok büyük bir problemim de olsa, aşırı mutlu da olsam hepsini unutuyorum. O da beni yeniliyor. Terapi gibi yaptığım iş.

Mesleğine dair hayalin nedir?

Hayatımın sonuna kadar irili ufaklı tiyatro, sinema, dizilerle hep bu işin içinde olmak istiyorum. ‘Genç kadın kastı’ ya da ‘çirkin kastı’ gibi bir kastta kalmak yerine oyuncu olarak anılmayı, ne rol gelirse oynayabilmeyi hayal ediyorum.

Yorum Yap